
KAHVE BAHANE /Gülhan Berkman Yakar
LEBLEBİ TOZU
Yer İzmir ,bahçeli evimizin sobayla ısınan salonundayız. Kim kim mi? Annem, babam, ablam ve ben...
Yerde bir bez serilmiş ve bezin en ortasında da ben oturuyorum.Altı yaşında afacan bir kız çocuğu..
Evde televizyon yok,sadece radyo çalıyor ve herkes radyodaki akşam programlarını doğru dürüst dinleyebilmek için, sabırla benim havandaki dövme işimin bitmesini bekliyor.
Havan pirinçten yapılmış. İçine bir avuç leblebi dolduruyorum, biraz da toz şeker atıyorum ve ha babam dövüyorum onları... ta ki un gibi incelene kadar. Kollarım çok yoruluyor ama banamısın demiyorum. Sonra mı ? Önceden hazırlanmış peçeteler ve kesilmiş rafyalar örtünün üzerinde hazır bekliyor.Bir miktar leblebi tozunu döküyorum peçetenin içine ve rafya ile bağlıyorum . Hazırladığım bohça biçimindeki paketi, o meşhur tepsimin içine koydum mu iş tamam .
Tepsi dolunca benim üretim işim de o akşamlık sona eriyor.Tabii bu yaptığım paketlerden bir tanesine demir 1 Lira’yı da koymayı ihmal etmiyorum. İşte o çok önemli yani işin püf noktası bu.
Sabah kalkar kalkmaz ilk iş ,tepsiyi arkadaşlarımın olduğu yere götüreceğim. Tanesini 25 kuruş’tan sattığım bu leblebi tozları kapış kapış gidecek.Neden mi ?
- Ben çok güzel leblebi tozu yaparım tabii bir de arkadaşlar 1 Liranın içinde olduğu o paketi bulmaya çalışacak ta ondan...
Böylece ben de harçlığımı çıkarmış olacağım.
6 yaşında başlayan bu para kazanma hevesi ,pazarda su satma,çiğdem( ayçekirdeği)satma, Pazar torbalarını taşıyıp teyzelerden bazen dua bazen de bahşiş alma gibi maceralarla devam etti.Ta ki bu güne kadar.
O günlere şöyle bir baktığımda harika bir çocukluk yaşadığımı farkediyorum. Bu durumda emeği olan herkese minnettarım. Başta tabii ki o fedakar anneme ve beni her zaman yanından ayırmayan ablama,
beni sokak aralarında bulup çukulata ısmarlayan ağabeyime ,rahmetli babama ,o güzel bahçeli evimize ,tatlı komşularımıza ve İzmir’e...
Sevgiyle Kalın...
Gülhan Berkman Yakar